|
|
 |
|
Hoyrat Dalgalar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
HOYRAT DALGALAR

Neydi beni bu kadar hoyrat yapan..Ya da bu kadar gaddarlığa iten o zamanlar, geçmişle neden bu kadar kavga etmiştim ben? Neden kırmıştım canım dediğim,bağrıma bastığım insanları...Değerler kaybedilince anlaşılır diyen ben değil miydim! Neden yapmıştım bunu...Bu kadar acımasız olamazdım. Ama bir şey vardı beni iten, sanki şeytan kapımı çalmışcasına kopmuştum..Bu kadar nefrete değer miydi oysa..Bugün elli yaşındaydım.Bunun cevabını ne yazık ki henüz bulabilmiştim. Değmezdi!
Kaç kalple oynamıştım..Kaç sevgiye yalan gölgesi düşürmüştüm.Kaç kolu koparmıştım yüreğinden..Bilmediğim o kadar ıslanmış yastık var ki halbuki...Halbuki ben de sevmiştim.Peki öyleyse neden yaptım bunları..Deli miydim! Hayır.Belki de deliydim..İpinden koparılmış bir kuduz edasıyla yaşadım hayatı..Yolun sonu yoktu o zamanlar sanki..Peki ben ne zaman geldim elli yaşıma? Kim getirdi beni bu yalnızlığa..Yoksa artık sıra bende miydi..Korktum..Hala benim kadar eskimiş koltuğumda korkuyorum.
Ya babam..kollarında uyuyamadığım babam..ellerimle dokunamadığım babam.Nerdesin? Ben senin için yaptım herşeyi..Bu koca yalnızlığımı senin için yarattım. Beni sen bıraktın oysa.Pişman olma baba..Beni ilk terkeden sendin hayatta ama senden sonra ben ettim herkesi..Herkes te seni aradım.Onların günahı yoktu, günah benimdi. Günahı işleyen de bendim!...Düştüm.
Figaro
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.
Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:
"Yaşayamaz artık bu evde... yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...
... seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yanyana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
... ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
... yokluğunu beklemek, ne zor...
* * *
Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüreğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve
"Geri dön bebeğim" demek istiyorum:
"Geri dön... kulüben seni bekliyor..."(C.Dündar)
|
|
|
|
Bugün 28 ziyaretçi (39 klik) kişi burdaydı! |